Robotlar İşimizi Elimizden Alacak Mı? Teknoloji, Emek, Gelecek

İşte güzel bir kitabın daha sonu: Arif Koşar tarafından kaleme alınan “Robotlar İşimizi Elimizden Alacak Mı? Teknoloji, Emek, Gelecek”. Kitabın ana teması çerçevesinde kapak tasarımı da oldukça yerinde ve bir o kadar da manidar 😊 Sokaktan geçen insana yapay zekâyı sorduğunuzda Hollywood etkisi sebebiyle çoğunun aklına “acaba robotlar bir gün bizi ele geçirecek mi? gibi endişelerin geleceği muhtemeldir. Oysa yazar günümüzde daha çok tartışılması gereken soruyu robotların odağında, teknolojik ve iktisadi açıdan ele almıştır. Bu, benim gibi işin yalnızca teknoloji tarafına odaklananlara, bu işin sosyal ve ekonomik boyutlarını da düşündürten bir kitap.

Şimdiden söylemek isterim ki kitapta, başlıkta sorulan soruya Evet ya da Hayır gibi keskin bir cevap bulunmuyor; ancak sona gelindiğinde olması ya da olmaması gereken durumlar hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz.

Özellikle okurken keyif aldığım bölümlerden biri “Fikirler”. Yazar, teknolojinin gelişimi ve bu değişimin topluma yansımaları konusunda sizi tarihi bir yolculuğa çıkarıyor. Bu yolculuğu farklı Keynes, Smith gibi iktisatçıların ve yazarların görüşleriyle de besliyor. Ardından teknolojinin ileride bizi getireceği olası iyimser ve kötümser senaryoları sunuyor. Tam otomasyonun neden tam olarak mümkün olmayacağını (tam otomasyon her zaman doğru karar olmayabiliyormuş bknz. Musk’ın Hatası! ve diğer durum incelemeleri) ve kapitalizm-karlılığa duyarlılık ilişkisini anlatan “Sınırlar” Bölümü de benim için oldukça ilgi çekiciydi.

Herkese, özellikle yapay zekâ ile ilgilenen İktisat Fakültesi’ndeki öğrencilerime şimdiden keyifli okumalar diliyorum.

Çıplak İstatistik

Bugüne kadar okuduğum kalın, bir kavramı anlamak için içinde kaybolduğum istatistik kitaplarına fark atan, üslubunu verdiği örneklerle daha da sade hale getiren bir kitap: Çıplak İstatistik (Naked Statistics). “Ortalama” ve “orta değer” kavramlarını düşünün. İkisinin de basit formülleri var, ezberle, devam et! diyebilirsiniz. Ancak gelin bir de Charles Wheelan’dan okuyun 🤩 Kitap 13 bölümden oluşuyor: Tanımlayıcı istatistik, korelasyon, normal dağılım, merkezi limit teoremi, regresyon gibi istatistiğin bel kemiği konular halk diliyle ele alınmış. Okurken aynı zamanda bir hikayeyi gözünüzde canlandırıyor, istatistiksel kavramlara anlam verebiliyorsunuz. Benim favori bölümüm Regresyon ve akabindeki Yaygın Regresyon Hataları oldu. Çünkü aslında bir analizi yapmak kadar bir probleme mevcut veri ve kullanılacak değişkenler de işin içine katılırsa o analizin uygun olup olmadığı da son derece önemli 🧐 Büyük veri için yapılan “internet ile ucuz hesaplama gücünün dijital bilgi ile olan evliliği” benzetmesi de güzel. Kitabın sonundaki vurgu da çok yerinde olmuş: Günlük hayatta kullanılan bıçak, ateş gibi pek çok eşya oldukça işimize yarıyor;ancak yanlış kullanılırsa sorun çıkarabilirler. Yazarın deyimi ile bu listeye istatistiği de eklemiş bulunuyorum.

Bence yapay zeka ve makine öğrenmesi çalışmaları için de istatistik oldukça önemli. Bu alanda çalışan genç araştırmacılara, matematikçilere, istatistiği sevmiyorum diyenlere ya da meraklılarına şiddetle tavsiye ediyorum.

Şimdiden keyifli okumalar diliyorum.

İşte Beyniniz Sinirbilim Beyniniz ve Acayiplikleri Hakkında Neler Söylüyor?

Bir başka maceranın daha sonu: İşte Beyniniz Sinirbilim Beyniniz ve Acayiplikleri Hakkında Neler Söylüyor? 🧠 Kitapta Marc Dingman korku, bellek, uyku, dil, üzüntü, hareket, görme gibi belirli başlı kavramları beynin ilişkili bölümlerini ele alarak ve hemen hemen her bölümde yabancı el sendromu, Bay Tan, locked-in sendromu gibi ender rastlanan hastalıklara ya da durum incelemelerine yer vererek açıklamış ve konuyu daha ilgi çekici hale getirmiş.

Beynimiz de hayat boyu öğrenme kapsamında çalışıyor. Yeni şeyler öğrendikçe yeni bağlantılar kuruyor, mevcut bağlantıları pekiştiriyor. Kimi zaman da bu bağlantılardan bazılarından vazgeçiyor. Decartes’ın ruh ve bedenin ayrı olduğunu savunan düalizmi, beyin araştırmacıları sayesinde duygu durumlarında ilk akla gelen kalp kadar beynin de süreçte rol aldığının gösterilmesiyle bozuluyor.

Peki ya beynin ağrı algılayıcılarının olmadığını biliyor muydunuz? Beynimiz vücudumuzun diğer bölgelerinde meydana gelen acıyı işleyebilir, ancak kendi hasar gördüğünde size bunu bildiremezmiş. Anthony Hopkins’in Kuzuların Sessizliğindeki o meşhur sahnesi işte şimdi anlam kazandı!!! 😅

Bu kitap yine bana Sokrates’in “bildiğim bir şey varsa o da hiçbir şey bilmediğimdir” ifadesini hatırlattı. Beynimizle ilgili bildiklerimiz de aslında bir hiç sayılabilir. Kitaptan edindiğim önemli çıkarımlardan birisi beynimizde hareketlerimiz ya da hislerimize özgü belirli başlı alanlar mevcut;ancak hepsi bu alanlarla sınırlı değil. Böylesine karmaşık bir sistemi incelemek de bir o kadar heyecan verici.

Yazar sonsözünü “beyniniz sizsiniz” diyerek tamamlıyor.

Baştan sona sıkılmadan okuduğum kitaplardan biri oldu. Herkese şimdiden keyifli okumalar diliyorum 😊

Aklını Yitiren Sinirbilimci Deliliğimin ve İyileşmemin Hikayesi

Barbara K. Lipska “Aklını Yitiren Sinirbilimci Deliliğimin ve İyileşmemin Hikayesi” kitabında cilt kanserinin beynine sıçraması ile başlayan ve zamanla beynin yapı ve işleyişinde ciddi sorunlar yaşatan bir dizi tümörün ailesinin ve özellikle de kendi hayatını nasıl etkilediğinin hikayesini anlatıyor. Hastalığın bedenine ve davranışlarına olan tüm yansımalarını tek tek okumanız gerekli. Olaylar da sağ elinin görüntü alanından kaybolmasıyla başlıyor. Aslında sadece tümörlerin varlığına değil bu tümörlerin kaybolması için maruz kaldığı tüm tedavilere de dayanılması oldukça güç ancak kendisi size ne kadar gayretli olduğunu (ve bence hayatta çoğu zaman önemsiz şeylere çokça önem verdiğimizi) gösteriyor. Neyse ki uygulanan tedaviler (her ne kadar bazı kalıcı hasarlara yol açıp, kanserin tekrarlama garantisi olmasa da) hayatta kalmasını sağlıyor.

Bir sinirbilimci olarak süreçte yaşadıklarını anlatıyor kitabında. Arada bazı hatırlayamadığı boşlukları ise o dönem çevresinde olan aile bireylerine sorarak tamamlıyor. Yıllarını beyinle ilgili çalışmalara adamış bir biliminsanı olarak ne yazık ki başına gelen bu durum karşısında yapılan tetkiklerin nelerle sonuçlananileceğini de biliyor. Bu nedenle, bazı durumlarda sahiden “cehalet mutluluktur” denebilir 😞

“Bizler beyinlerimiziz !” diyor 🧠 Bizi biz yapan personamız. Sadece beynimizin belirli bir bölümüne yerleşik bir kodda gizli değiliz, tüm o sinir hücreleri, bağlantılar, aradaki boşluklar, bir bütün halinde yani. İşte bir yandan beynin birebir yapayını üretmek ya da makinelere aktarmak düşüncesi bana Leonardo de Vinci’nin kanat çırpan uçak modelini anımsatıp, bir o kadar da uzak geliyor. Diğer yandan ise beynin bu gizemi ve makine öğrenmesi çalışmalarına verdiği ilham beni bu konuda daha fazla araştırma yapmaya teşvik ediyor.

Kitap oldukça sürükleyici. Kitabı henüz okumayanlar için Barbara K. Lipska’nın New York Times’ta bu konuda yayınlanan yazısını paylaşıyorum.

Herkese keyifli okumalar.

Merhaba Dünya Makine Çağında İnsan Olmak

Büyük verinin işlenmesi, katma değer yaratmak için gizli örüntü ve şablonların incelenmesi, yapay zeka ve makine öğrenmesi çalışmaları her sektörün vazgeçilmezi artık. Bu analizlerin arkasındaki temel ve önemli öğelerden biri de elbette ki kullanılan algoritmalardır. Hannah Fry’ın kaleme aldığı Merhaba Dünya Makine Çağında İnsan Olmak kitabında iktidar, veri, adalet, tıp, arabalar, suç ve sanat alanlarında hayatlarımızı kolaylaştırması için geliştirilen uygulamaların arkasındaki algoritmalardan bahsediliyor. Severek okuduğum bu kitabın içinde algoritmaların hayatımıza kattığı kolaylık ve yeniliklerin yanı sıra, bazı önyargı / hata oranına da sahip olabilecekleri ilginç örneklerle anlatılıyor. Kendinizi gözü kapalı bu algoritmalara teslim edip etmeyeceğinizi bir kez daha düşünebilirsiniz. Sonsözde algoritmaların (onlar yardımıyla geliştirilen uygulamaların) aslında insanın karar verme süreçlerine yardımcı / destek olması fikri öne çıkıyor. Adalet kısmında verilen örnekler, Kurt ve Sibirya Haskileri arasındaki ayrım, Naive Bayes”in çok naif anlatımı, sürücüsüz arabalar, makineleri insan gibi yaratıcı kılma çabaları kitabın beni etkileyen ve aklımda kalan kısımları arasında yer alıyor. Kitabın adına ilişkin yazılan kısmı da okumayı unutmayın lütfen.